• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
       
   
      Zamanın da kuralları var, oynarken uyman gereken.

                                             Ahmet Dağ



                                  

Endülüs Ferhatnamesi

ENDÜLÜS FERHÂDNAMESİ

Kulaklarımız sağır,  gözlerimiz kör,  el yordamıyla ilerlemeye çalışıyoruz. Elimizin ulaşabileceği yerleri bile kestiremiyoruz. Bakmayın siz,  dokunma duyumuz bizi daha ne kadar idare edebilir! Çevremizde olanları daha ne kadar film afişleri gibi tek bakışla çözmeye çalışabiliriz!

Televizyon ledlerinin parlaklığından gözlerimizi kaçırıp, arkasında ki sönük, donukta olsa, var olan gerçekleri görmeliyiz. Ya gazetelere ne demeli! Renkli sayfaların büyüsüne, gözümüze sokulan haberlere değil, satır aralarındaki gerçekleri görmeliyiz.

Doğru sonuçlara ulaşınca, üşenmeden bahane bulmadan müdahale etmeliyiz. Dünya bu örneklerle doludur.  Tarih, yardım çığlıklarına kulak tıkayanlara değil bu çağrılara cevap verenleri yazar.

Yıl 1492 İberya yarımadası, Endülüs Emevi Devletinin son kalesi Gırnata, birçok entrika, iç çekişmeler ve yalnızlaşması sonucunda düştü. Bu şimdiki İspanya’nın kurulmasının ilk adımlarıydı.  İspanyol Hristiyanlarının yaklaşık sekiz yüzyıllık hayali (Reconquista) gerçekleşmişti. Hatta bazı yanlı tarihçiler,  İstanbul’un fethinin (1453) bir çağ kapamadığını,  İberya’da son Müslüman devletinin yıkılmasıyla ortaçağ bitip yeniçağ açıldığını iddia eder. Hatta bu mesnetsiz savı daha güçlendirmek için Yenidünya’nın ( Amerika) keşfini de ortak ederler.   

Gırnata’nın teslim şartları sonucunda, Endülüslü Müslümanlara İspanya’da kalmak ya da Mağrip’e göç etmek koşulları getirildi. Bu adilane gibi görünen tavır kısa zamanda zorlamaya döndü. Göç eden Müslümanlara farklı eziyetler edildiği gibi,  kalan Müslümanlara da din değiştirmeleri için her türlü zulüm yapıldı.

Din değiştirmek için yapılan işkenceleri hepimiz az da olsa biliyoruz. Bu tür vahşi eziyetlerden bahsetmeyeceğim. Ama göç eden Müslümanların başından geçen şu olayları da yazmadan geçemeyeceğim.

İspanya kıyılarından Mağrip kıyılarına geçmeye zorlanan Müslümanlar, ellerinden malları, ziynetleri, paraları alınmış bir şekilde İspanya kıyılarına getiriliyordular. Tabii ki karşı kıyıya geçmek için hiçbir değerli varlığı kalmayan Müslümanlar bu kıyılarda yığılıp kalıyorlar ve burada birçokları maalesef zor şartlar yüzünden vefat ediyorlardı. Güçlü olan genç erkekler ve kadınlar bu sefalete dayanıyor, ama karşıya geçme olanakları da olmadığından çaresizce belki de ölümü bekliyorlardı. Sonun da İspanya kralı,  teknesi veya gemisi olan Hristiyanlara, Afrika kıyılarına geçirdikleri her Müslüman için belli bir miktarda para vereceklerini vaat etti. Bu, İspanyol kıyılarında toplanan Müslümanlardan kurtulmak için yapılan bir plandı.

İspanyol gemileri kapasitelerinden daha fazla insan doldurup karşıya geçirmeye başladılar. Bu gemilerde üst üste, aç bilaç, havasız susuz karşıya geçebilen bir kısım Müslümanlar,  kardeşlerinin ülkelerine varabiliyorlardı. Bu sistem çok kısa bir sürede açgözlü İspanyol gemicilerinin, şeytani planlarına kurban gitti.

Gemiciler teknelerine alabildikleri kadar Müslümanı dolduruyor. Daha sonra ufukta görünemeyecek bir noktaya gelince, ücretleri çoktan alınmış yolcularını denize atıyorlardı. Denizde ölüme terk edilen Müslümanlara hiç acımadan, tekrar İspanya kıyılarına gelip,  gemilerini yeniden dolduruyorlardı. Bu vahşete kimsenin sesi çıkmıyordu. Gemiler dolusu Müslüman maalesef bu şekilde canlarından oluyordular.

Bu eziyetlere maruz kalacaklarını tahmin eden ve eski güçlerini kaybeden Endülüs’lü Müslümanlar Osmanlı Devletine bir elçi göndermeye karar verdiler. Bu ilk yardım talebi 1486-1487 yılları arasında Endülüs Gırnata Sultanı XII. Muhammed Ebu Abdullah’ın emriyle şimdilik kimliği bilinmeyen bir elçi vasıtasıyla olmuştur. ( Belki daha iyi araştırıp bu tarihe sahip çıkarsak bu elçini kimliğini bulabiliriz.) Bu ferhâdnameden birkaç satır örnek vermek istiyorum;

 

Çıkan iner, kalkan düşer, her yükselişin var bir sonu

Niçin bunca gurur maldan, mülkten, addan şandan insanoğlu.

 

Oluşta ne var ki olduğu gibi dursun. Hiç değişmesin.

Sen de gök gibisin, bir gün masmavi güneşlik, bir gün bulutlu.

 

İslam’dan boşalıp inkâr karanlığıyla dolan

Endülüs için, ulu İslam, karalar bağladı, gece gündüz yas tuttu.

 

Cami kilisedir artık, hilal yerine haç asılı

Nur yüzlü ezan yerine, bitmeyen bir çan sesi, bir baykuş uğultusu…

 

Ahmet DAĞ

 

Kaynaklar; Lütfi Şeyban, ‘Mudejares ve Sefarades’ (2007), Prof.dr.Mehmet Özdemir, ‘Endülüs Müslümanları Siyasal Tarihi’(2012)

 

 

 

  

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Takvim
Hava Durumu