• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
       
   
      Zamanın da kuralları var, oynarken uyman gereken.

                                             Ahmet Dağ



                                  

ENDÜLÜS SULTAN BEYZIT'A FERHÂDNAMESİ

 

Endülüs’ün Düşüşünden Önce Endülüslerin Sultan Bayezid’e Gönderdikleri Ferhadnâme (1486-87)

 

Çıkan iner, kalkan düşer, her yükselişin var bir sonu

Niçin bunca gurur maldan, mülkten, addan şandan insanoğlu.

 

Oluşta ne var ki olduğu gibi dursun. Hiç değişmesin.

Sen de gök gibisin, bir gün masmavi güneşlik, bir gün bulutlu.

 

Bu dünya kime kalmış, yaramış ki kalsın yarasın sana da

Yok hiçbir çizgisinde bu yeryüzünün ölmezlik rengi ve

Ölmezlik kokusu

 

Zaman değişmek bilmez kesin ölçülü ve hükümlüdür.

Geri döner, paralar sahibinin zırhını, kılıçlar ve kargılar

İleri doğru işlemez oldu mu?

 

Zaman bu, ona ne kılıç kını dayanır, ne meşhur kaleleri sultanların.

Kınlar eskir, kaleler çürür, o kaleler dünyanın en sarp yurdu

Gımdan olsa da, Gımdan, şahin bakışlı ve kartal duruşlu.

 

Nerede de bana, o taçlı hükümdarları Yemen’in?

De bana, onların taçlar içinde bile taç olan taçları ne oldu?

 

Şeddad’ın cennet diyerek kurduğu saraylar ülkesi İrem,

Sasaniler’in edebi sanılan devleti ne oldu.

 

Altınları yığdı yığdı da bir dağ yaptı Kârun hani o dağ?

Hani Âd, hani Adnan, hani Kahtan, dünya nimetlerinin köpüren yurdu?

 

Reddi mümkün olmayan bir hâle uğradılar.

Bir masal oldu. Onlar, bir varmış bir yokmuş, bir toz toprak bulutu.

 

O taçlar, o devletler, o mülkler saltanatlar, bir rüya artık

Her biri, hayalden geçen gölge gibi, zamandan geçip durdu.

 

Gün oldu, zaman denen yaman er, sağa döndü Dara’yı uçurdu bir vuruşta;

Sola döndü Kisra’yı. Kisra’yı ne takı, ne sarayı kurtarabildi, korudu.

 

Saltanatının yeller esti yerinde yellere hükmeden Süleyman’ın;

Şiddetinden ötürü Sâb denen Münzirse, don vurmuş ağaçlayın kurudu.

 

Zamanın faciaları çeşit çeşit türlü türlüdür: O ne zengin facia bezirgânı!

İki burçlu bir kaleyse o, sevinç bir burcu, hüzün bir burcu.

 

Her faciayı unutmak mümkün, olup biten bütün bunları unutmak olabilir

Ama İslam’ın başına geleni avutacak ne bir neşe olabilir, ne unutturacak bir korku.

 

 

Endülüs’e öyle bir felâket çöktü ki, yok bir eşi.

Dehşetinden Medine’de Uhud, Necid’deki Şehlan dağları yerinden oynadı,

 

Bir deprem ki, yer yarıldı arz boyu.

 

Ah! Yarımadada İslam’a göz değdi, yağdı bela yağmur gibi.

Şimdi o canım Endülüs şehirlerinde, İslam’ın ne namı var ne nişanı;

 

Sanki hiç olmamıştı, sanki baştan beri yoktu.

Belensiye’ye bir sor, Mürsiye’nin hali nicedir?

Şâtibe’nin başına gelenler? Ceyyan ne oldu?

 

Toprağı buram buram bilgi tüten Kurtuba.

Bilginlerinin adı ta uzaklarda çınlayan Kurtuba’ya ne oldu?

 

Nerede Hıms’ın o ışıklı, o aydınılık bahçeleri, güneşi tazeleyen bahçeleri.

Tükendi mi çılgın çılgın akan şeker gibi tatlı nehirlerin suyu?

 

Endülüs binasının temelinde birer köşe taşıydı bunlar

Bu güzelim vatan köşeleri kül haline geldikten sonra yaşamak boşun boşu

 

İnsan yaşamaya ne borçlu?

 

Yüce İslam, yârinden ayrılmış bir genç gibi.

Güçlü bir genç gibi, sessiz fakat gözünde gözyaşı dolu.

 

İslam’dan boşalıp inkâr karanlığıyla dolan

Endülüs için, ulu İslam, karalar bağladı, gece gündüz yas tuttu.

 

Cami kilisedir artık, hilal yerine haç asılı

Nur yüzlü ezan yerine, bitmeyen bir çan sesi, bir baykuş uğultusu…

 

Mihraplar ki taştandır, minberler ki ağaçtan,

Canlı cansız ne varsa bu hâle inledi durdu.

 

Ey ibret dolu geçmişten ibret alacak yerde, günübirlik işlere dedikodulara batmış kişi!

Sen uyu bakalım; ama zaman için ne demek dinlenmek, ne demek uyku!

 

Ey göğsünü gererek ‘Benim ülkem, saltanatım’ diyen kurumundan geçilmeyenler!

Siz Hıms’ı gördünüz mü? Hıms’tan sonra hangi vatan verir insana vatan fikrini, duygusunu?

 

Endülüs’ün başına gelen felaket tarihin bütün felaketlerini unutturdu;

Ama dünya durdukça unutulmayacak, yâd edilecek bir felakettir bu!

 

Ve siz ey yarış yerlerinde şahin gibi uçan,

Yay gibi gergin Arap atlarının üstüne kurulu

Süvariler! Ve siz savaşın karanlığı toz dumanı içinde

Pırıl pırıl kılıçlarını savuran kahramanlar ordusu!

 

 

Ve hele siz denizaşırı ülkelerde, bin nimet içinde,

Saltanat içinde muhteşem bir hayat sürenler; bir hayat kesiksiz bir ömür boyu!

 

Endülüs’ten, Endülüs’ün zavallı halkından var mı haberiniz?

Her yer, onların felaketini duydu, sizin kulağınız sağır, gözünüz kör, kalpleriniz mefluç mu?

 

Ölen asker, esir kadın, ufuklara bakıp bizden

İmdat ummuş beklemişti, son ana dek. Hiç düşündünüz mü bunu?

 

Onların sesi, insan olanın yüreğini eritirken,

Siz Müslümanlar, onların kardeşi, kayıtsız, halinden memnun ve haz maymunu!

 

Yürekli, utanan, alçalmaktan korkan kardeş için can veren kimse kalmadı mı yeryüzünde?

Hakkın yardımcısı, hak peşinden giden, kendini hakka adamış tek kişi yok mu?

 

Dünyanın efendisiydi bu millet, şimdi dünyanın kölesi.

Neler çekiyorlar? Yüzleri bile tanınmaz hâle geldi. Yarabbi ne kaderdir bu!

 

Kendi yurtlarında bey idiler, şimdi küfr ülkesinde uşak.

Ululuğun doruğundan eziliş uçurumuna yuvarlanan bu halka acıyan yokmu?

 

Alçalışın örtüsü kalın bir gece gibi sarmış dört yanlarını.

Başsız, şaşkın, olup bitene hayrette, gözleri büyümüş, bakışları korkulu.

 

Sen de şahit olsaydın benim gibi onların

Yurtlarından koparılıp satılışlarına pazarda, ey Tanrı kulu.

 

O hıçkırıklar senin de aklını komazdı yerinde benim gibi.

Canı vücuttan çeker gibi ayırdılar anadan yavrusunu.

 

Ya o kızlar ki, yakuttan ve mercandan dökülmüşler sanki.

Ve sabah bir dağ ucundan yeni çıkan bir güneşin masumluğu

 

İçindeki o Meryem yüzlü kızları da saçlarından sürükleyip götürdüler.

Kirli yataklarına. Haykırışları yırttı gökleri. Yürekleri parça parça, babalarsa kan kustu.

 

Daha ne anlatıyım, yüreklerin erimesi için bir tanesi yeter anlattıklarımın:

Eğer o yüreklerde İslam’dan ve imandan bir eser varsa elbet ey Tanrı dostu!

 

Hazırlayan; Ahmet Dağ

 

Alıntı; Lütfi Şeyban, ‘Mudejares ve Sefarades’ s.232-233-234-235-236(2007) Tercüme, Sezai Karakoç

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

Takvim
Hava Durumu