• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
       
   
      Zamanın da kuralları var, oynarken uyman gereken.

                                             Ahmet Dağ



                                  

AĞIR BİR RENK, MAVİ



AĞIR BİR RENK, MAVİ

Muhasib Bey bahçesinde kendi ektiği ağaçların serpilip büyüdüğü okula, sabahın köründe rey kullanmaya gitmeseydi, böyle olur muydu? Otobüslerde, yer altı trenlerinde ya da yer üstü trenlerinde diğer insanlarca bir öne bir arkaya böyle itilip kakılır mıydı? Okulun bahçesinde üstünde kendi yazısının olduğu kâğıdı eline alıp, başlar mıydı? Bağıra bağıra okumaya; ‘ Ben maviyim, evet maviyim ama iyi bir maviyim.’

Muhasib Bey’in başına gelenleri en baştan anlatmak lazım. Pazar sabahı uyandığında hava kapalıydı, içinde de en az hava kadar karanlık kötü bir his vardı. Tabii aslında duygunun kötüsü olmaz. İnsan kendini kötülüğünü birilerine veya bir şeyleri yüklemek için, alır içinde ki kapkara kötülüğü hiç suçu olmayan hislerin üstüne atar. Şunu da söylemek gerekir ki, bu hislere öyle çok kötülük yüklenmiştir ki artık bazı hisler zamanla kirlenmiştir. İşte, güzel hisleri kirletmek bu kadar kolaydır.

Neyse Muhasib Bey bir tatil gününde, başının içinde megafonla karışık birçok sesle uyandı. Sesler; ‘ Ben, size güzel ve zengin bir hayat sunuyorum.’ Diğeri; ‘ Ben size diğer sesten daha zengin, daha güzel bir hayat sunuyorum.’ Bir başka ses; ‘ Ben hepsinde daha zengin hatta en zengin hayat sunuyorum.’ Bu kadın erkek sesleri başının içinde yankı yankı yankılanıyordu.

Kahvaltı etmeye bile dayanamadan aldı anahtarını, kitledi kapısını, bağladı ayakkabısını, yollara düştü. Birkaç adımlık okul, kendine her adımda yaklaşacağına, uzaklaşıyordu. Aslında okul değildi sorun, kime oy vereceği hesaplarını bir türlü tutturamıyordu. İkiyi alıp çarpıyor beşle, çıkanın bölüyor üçe, çıkan sayı 3,333… uzuyor gidiyordu. 

Ne kadar da rey vermek istemese de, vatandaş değil miydi? Verecekti, vermeliydi, sonuçta büyük büyük insanlar bir şeyler istiyordu kendinden, ‘Ayıp ya şimdiye kadar kim ne istedi de vermedim.’ Dedi ve sorunun cevabını bulunca kendinden uzaklaşan okula, bir adım da geliverdi.

Biz okulun bahçesine dönerim, onun ağzından dinleyelim; Muhasib Bey kâğıt elinde, meyve kasasının üstünde tekrar okumaya başladı, ‘ Girdim elimdeki kâğıtta yazan uzun numaranın ait olduğu salona, içerideki görevliler istisnasız hepsi güler yüzle karşıladı beni. Karşılayacak tabii, hepsi günlerce megafonla bağıra bağıra oy istediler, şimdi verme zamanı hoş tutmak lazım Muhasib Bey’i.’ Okuduğu kâğıttan gözlerini kaldırıp kalabalığa baktı. Devam etti okumaya;

‘ Kat kat katlanmış oy pusulasını aldım, utangaç gözlerle geçtim önlerinden, hala başımın içinde o sesler. Üst üste konmuş sıralardan yapılmış gizli bir bölmenin içinde bastım doğru bildiğim mavinin üstüne, zaten oy verenler bilir, aslında hepsi mavidir, ama kimi açık mavi kimi koyu, kimi daha koyu kimisi de daha açık, mavi mavidir. Bende bir mavinin üstüne bastım, çıktım. Hepsinin suratı düştü, verdik ya oyu, bastık ya pusulaya artık işleri kalmadı benle, içlerinden en suratsızı ‘ Uzat sağ işaret parmağını.’ Dedi. Mavi mürekkebi tırnağımın üstüne damlattı. Küçücük leke büyüdü büyüdü, neredeyse kapladı tüm parmağımı. Her şey o an başladı.’ Muhasib Bey kalabalığa göz ucuyla mavi mavi baktı.

‘ Eve geldim, açtım televizyonu, tanıyan tanır beni, eskiden televizyonum yoktu, yeni aldım. Yeni ya başköşeye koydum. Televizyonu aldığım gün, kapatma düğmesini kırdım. Yani benim televizyonum sabahtan akşama, akşamdan da sabah açık.’

‘ Neyse evime geldim. Geçtim kapatma düğmesi olmayan televizyonumun başına, mühürlü parmağıma baktım. Daha da büyümüş mürekkep lekesi, nokta kadar mavi leke, olmuş el kadar açık mavi leke. Sağ elimi önce banyoda köpürte köpürte yıkadım. Mavilik aynı duruyor, sonra mutfağa gittim. Aldım elime bulaşık temizleme sıvısını tekrar balonlu balonlu yıkadım. Nafile arkadaşlar oy verdiğim mavilik elimden çıkmıyor.

O akşam mürekkep lekesi daha fazla büyümedi. Ama sabah kalktığımda her yerim açık maviye dönmüştü. Önceleri çok şaşırdım, ama insanoğlu işte alışıyor. İnsan maviye de alışır mı? Alışır alışır.’ Muhasib Bey kâğıdı sallaya sallaya bağırdı. ‘ Alışır, alışır...’

Bir de bakmış ki Muhasib Bey’in yüzü gözü, eli feri, başı kaşı, her yeri mavi, hem de öyle bir mavi ki, oy pusulalarındaki mavilerin hepsini içinde barındırıyor. Bir noktadan bak açık mavi, başını biraz oynat koyu mavi, hafiften dizlerini bük sağa kaykıl başka bir mavi, sanki tüm partilerin ortak miting alanındaki bayraklar gibi. İş böyle olunca sokakta koyu mavililer ‘yuh’ çekiyor, başka bir sokakta açık mavililer ‘tüh’ çekiyor. Olacak gibi, yaşanacak gibi değil. Otobüse biniyor, öndeki maviler arkaya atıyor, arkadaki maviler öne itiyor. 

Muhasib Bey çareyi doktora gitmekte buluyor. Doktor Muhasib Bey’in göğsünü dinliyor, sırtına iki parmağıyla tıklıyor, ağızına bakıyor, boğazına büyükçe bir kaşık sokuyor. Ama çare yok, aslında mavi bedeninde, doktorun bildiği bir hastalık değil ki bildiği bir tedavisi olsun. ‘Sanırım yediğiniz bir şey dokunmuş.’ Deyip, deri uzmanı bir arkadaşına yolluyor.

Muhasib Bey yüklü bir ödemeyle ülkenin en iyi deri uzmanı doktoruna gidiyor. Doktor mavi deriye bakıyor, dokunuyor, bir parça örnek alıyor, incelensin diye laboratuvara gönderiyor. Günlerce sonucu bekleniyor. Ama renginden başka anormallik yok. ‘Sularınızı kontrol edin belki su borularına mavi bir madde karışmıştır.’ Deyip, psikoloji uzmanı bir arkadaşına yolluyor.  

Muhasib Bey ülkenin en ünlü psikoloji uzmanına kucak kucak para veriyor. Doktor, Muhasib Bey’i ayaklarını uzatabileceği büyükçe bir koltuğa oturtturuyor. Çocukluğunda başlayıp, gençliğinde çıkıyor, oradan tekrar girip günümüze bir göz attıktan sonra teşhisi koyuyor. ‘Antihakhükümsüzlük, isimli bir hastalık belirtileri buldum.’ diyor.  Ve devam ediyor; ‘Yıllardır kendini yönetemeyen vatandaşa bazen reyini istediği gibi kullanmak ağır gelirmiş. Çaresi, bir sonraki seçime kadar bu şekilde geçecek, seçim vakti gelince oyunu tekrardan özgürce yani kimsenin etkisinde kalmadan, tamamen kendi aklını kullanarak verince, belirtiler azalacak ve her seçimden sonra yavaş yavaş normale dönecek. Yani korkmayın Muhasib Bey zamanla bu mavilik geçecek.’

Durumundan iyice sıkılıp, okul bahçesinde kendini ifade etme özgürlüğünü kullandığında beri, iç basın bu olayı manşetlerine taşıdı, tüm ülke Muhasib Bey’in bu halinden haberdar olduktan sonra hayatı biraz daha düzene girdi. Birkaç marjinal grup dışında kimse Muhasib Bey’e baskı ya da zorbalık yapmıyor.

Her sabah kalktığında kendisine şöyle diyormuş. ‘ Şunun şurasında kaç tane seçim kaldı ki, biraz daha sıkıp, aklımı ve hakkımı kullanıp doğru yere mührü basarsam… Tamam.’

Ahmet DAĞ

 

 

 

Takvim
Hava Durumu