• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
       
   
      Zamanın da kuralları var, oynarken uyman gereken.

                                             Ahmet Dağ



                                  

Parmak Hesabıyla İki

Parmak Hesabıyla İki

Karşısındaki kalabalığa bakıp, sağ elinin işaret ve orta parmağını kaldırıp, diğer parmaklarını başparmağıyla zapt ederek ‘İki’ işareti yaptı. Hemen karşısında ki büyük baba koltuğunun ayakucunda oturan on yedi yaşlarındaki mavi gözlü çocuk;

‘Zafer, zafer.’ Diye bağırdı. Baba koltuğunda baba gibi oturan hatta evin gerçekten babası olan adam, açık kahverengi gözlerini açarak;

‘Dur oğlum, heyecanlanma… Sakin ol.’ Dedi. On yedili çocuk, ellili adama baktı. Mavi gözleriyle, bende buradayım, benim de ses çıkartma, seslenme hakkım var. Der, gibi süzdü. Doğduğu o sıcak yaz sabahından bu güne elli yıl geçmiş olan adam kahverengi gözlerini daha da fazla açarak, hele sen daha küçüksün der gibi mavi gözlü çocuğa baktı.

Elinin parmaklarıyla ‘İki’ işareti yapan gözleri bal renkli çocuk, buraya Latin harfleriyle ‘ÇOCUK’ yazmışsam, bakmayın yazdığıma, zaten herkes bir şeyler yazıyor. Otuz üç yaşlarında erginliği zaman olarak geçmiş ama tavır olarak dünyasına çakılmış kalmış adam. Bal renkli gözlerini kısarak ve incecik dudaklarını daha da incelten bıyıklarının altından,  üstünde sabah çıkan uçuklu dudaklarını büzerek bir ‘Ihlama’ sesi çıkartı. Ergin çocukların ayna karşısında iki işaret parmağını dudak üstünde uçlarını birleştirmiş gibi duran kıl kıl yol olmuş bıyığı, her dudağını büzüşünde titriyordu.

İlk nefesini ağlayarak aldığı o günden bu zamana kadar otuz üç yıl geçmiş, gözleri bal renkli, dudağında kıl kıl yoldan iz olmuş adam. Elini parmaklarıyla ‘İki’ işaretini yapa yapa, neredeyse otuz dört yaşına basacakken, karşısında ki büyük baba koltuğunun sağ yanının sol çaprazındaki baba koltuğunun bir boy küçüğünde oturan, kırk yedilerinde ki kadının, yeşile kaçan mavili gözlerinde bir parıltı, bir pırıltı belirdi.  Ve ağızını yarım açarak tıslar gibi iki ön dişinin arasından kıvrılarak çıkan, şu sözleri söyledi;

‘ Tavşan… Kulakları uzun, pis kokulu bir tavşan.’ Büyük baba koltuğunun sağındaki sol çaprazında geçici konuşlandığı her halinden belli olan, anne koltuğunun tam eğik sağa doğru düz çizgisinin, iki ya da iki çeyrek uzağındaki aynı renkteki başka bir koltukta oturan, gözleri maviye çalan yeşil renkli genç kız, gözlerini kırparak;

‘ Yok artık, -parmaklarıyla iki yaparak- Devenin iki hörgücü.’ Demesiyle oda sessizliği büründü.

Sessizliği ilk nefesinden bu yana nefeslerini saymayı yaklaşık milyon kere milyonda bırakan. Gençlik yıllarını daha dün okul sıralarına yeni bırakmış, tel tel bıyık bırakmaya çalışıp bir türlü sabredemeyip, haftalardır körelmeyen mavi renkli tıraş bıçağıyla kesen. Bir gözü yeşile çalan mavi, diğer gözü yandaki gözünün mavisini çalan yeşil olan çocuğun ağzından, nereden geldiği ve hatta nereye gittiği belli olmayan;

‘Çüş.’ Sesi çıktı.

Büyük baba koltuğunda oturan elli yaşının hemen başındayken kendini bu karmaşanın içinde bulan baba, elinin parmaklarını sıkarak bir demir yumruk gibi baba koltuğunun kolçağına birkaç kere vurdu. Ve;

‘İki kelime diyor çocuk, - Çocuk demişsek otuz üç yaşlarında gözleri bal rengi bıyıklı adam- anlamadınız mı? İki kelime. Yani filmin adı iki kelimeymiş.’

Şimdi… Yerli mi? Yabancı mı?

Ahmet DAĞ

 

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Takvim
Hava Durumu