• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
       
   
      Zamanın da kuralları var, oynarken uyman gereken.

                                             Ahmet Dağ



                                  

Selçuklu Veziri Nizamü’l – Mülk

                   Hasan bin Ali bin İshak
         (Büyük Selçuklu Veziri Nizamü’l – Mülk)

Büyük Selçuklu tarihine şöyle bir bakınca, Dandanakan savaşının (1040) Selçuklu devletinin kuruluşu ve yapılanmasındaki önemini görürüz. Bir diğer önemi ise, Gazne devletinin iki büyük eyaleti olan Horasan ve Harizm’in Selçuklu topraklarına katılmasıdır. Horasan eyaletinin Selçukluların eline geçmesinin sonuçlarından biri de, Gazne devleti döneminde Horasan valiliğinde görev yapan Hasan bin Ali bin İshak’ın Selçuklu Belh valisi tarafından keşfedilip, yanına idari hizmet göreviyle almasıdır. Bu süreç Büyük Selçuklu Devletinin en önemli vezirlerinden Nizamü’l- Mülk’ün doğuşunun başlangıcıdır.

Nizamü’l-Mülk sonradan Çağrı Bey’in himayesine girer. Çağrı Bey’in ölümü üzerine Tuğrul Bey zamanında Horasan valiliği yapar. Alparslan ve Süleyman kardeşlerin arasındaki taht kavgası sırasında Alparslan’ın tarafında yer alır. Alparslan tahtta geçince Nizamü’l – Mülk’ü veziri yapar.  Alparslan’ın vefatına kadar süren bu görev, oğlu Melikşah’ın tahta çıkmasıyla da devam etmiştir.

Melikşah’ın tahtta çıkması sürecindeki ayaklanmalar ve isyanları bastırıp, Büyük Selçuklu hükümdarı olmasının en büyük destekçisi Nizamü’l- Mülk’tür. Yirmi yıllık vezirlik süresinde günümüze en büyük katkılarından biri Melikşah’ın vezirlerine verdiği şu emiri yerine getirmesidir. ‘ Her biriniz (vezirler) memlekete dair düşünüp saltanatımız devrindeki aksaklıkları tespit ediniz.’ Bu emir doğrultusunda bir rapor hazırlamış ve bu notlarla ‘Siyasetname’ eseri doğmuştur. Günümüz tarihçilerin, siyasetçilerin ve hatta sosyologların okuması, üstünde araştırma yapması gereken bu kitaptan size bir hikâye anlatmak istiyorum.

       Rivayet olunur ki hükümdarlardan biri, hakkında iyi konuşulmayan Rast Ruşen namlı vezirine güvenmeye devam edip, bütün devlet işlerini ona emanet etmiştir. Kendisi de gece gündüz yemiş içmiş eğlenceye av partilerine dalmıştır. Bir zaman sonra düşmana karşı orduyu hazırlayıp sefere çıkması gerekti. Bu durumda hazinenin boşaldığını gören ve hatta askerlerin ve halkın per perişan olduğunu fark eden Sultan, yöneticilerini çağırıp ne oluyor bu diyarda, diye sorar. Vezirden korkan idareciler ‘ Bilmiyoruz’ cevabını verir.

Bütün gece bu kötü gidişatı düşünen Sultan, sabah erkenden birkaç askerini yanına alıp çöle doğru yola çıkar. Düşünmekten, yol almaktan yorulan ve susayan Sultan yüksekçe bir yere çıkar çevresine bakınır. Bir çoban çadırı ve koyun sürüsü görür, o tarafa doğru gider. Çadıra yaklaşınca darağacına asılmış bir köpek görür. Sultanı tanımayan çoban, yabancı bir misafir olduğunu düşünerek yemek ikram eder. Sultan ‘Hele sen şu köpeğin hikâyesini anlat bakalım sonra yeriz’ der.

‘Bu, benim sürüme göz kulak olması için görevlendirdiğim köpek, çok yetenekli ve çalışkan olduğu için sürüyü rahat rahat ona emanet edip, şehre iner sonra sürümün başına gelirdim. Bir gün koyunları saydım ki birçok koyun eksilmiş, o günde vergi memuru gelip yıllık vergiyi istedi. Koyunlarımın sayısı yeterli olmadığı için ödeyemedim. Şimdi de o vergi tahsilatçısının çobanlığını yapıyorum.

Sonradan öğrendim ki benim köpek meğerse bir kurtla dost olmuş. Bende ormanlığa dal toplamaya gittiğim bir gün yüksekçe yerden tahsilatçının sürüsüne bakınca, köpeğime arkadaş olmuş kurdun geldiğini gördüm. Aç kurt sürüden istediği koyunu parçalayıp inine götürdü. Bende bu ihanetinin cezası olarak köpeği darağacına astım.

Çobanın bu hikâyesini yol boyunca düşünen Hükümdar saraya varır varmaz günlük olayların yazıldığı raporları inceledi ve vezirin halka haksızlıklar yaptığını düşünmeye başladı. ‘Nama şana aldanan ekmekten olur, ekmeğine tüküren canından olur’ atasözünü misal alarak vezirini zincire vurup zindana attırır ve diğer vezirlerine der ki; Eğer halkıma adil davranmışsa tekrar işinin başına gelir, lakin tebaama zulüm etmişse ona çobanın köpeğine yaptığından daha ağırını yaparım.

Daha sonra zindanda yatanları çıkartıp, tek tek huzura getirip kendilerini savunmalarını istedi.

Mahkûmlarda biri şöyle dedi; benim zengin bir kardeşim vardı. Vezir onun mallarına el koyup, kendisini de işkence ederek öldürdü. Ona hesabını sorunca da kardeşin hükümdarın hasmıydı dedi. Beni de şikâyet etmemem için zindana attı.

Diğeri şöyle dedi; benim, babadan kalma Vezirin ekili alanına komşu tarlam var. Onu satmamı istedi, ben itiraz edince de beni zindana atıp tarlamı aldı.

Başkası şöyle dedi; ben bir kabile reisinin oğluyum, vezir mallarımıza el koydu, babamı öldürdü, beni de zindana attı. Yedi yıldır bu zindanda zulüm görüyorum.

Zindanda yediyüz mahkûm vardı. Bunların yirmi kadarı katil, diğerleri Vezirin dünya malı düşkünlüğünden haksız yere hapse atılanlardı.

Hükümdar vezirin bütün mal varlığına el koydu. Veziri ve ona yardım edenleri hepsini darağacında sallandırdı. ‘Hakkı hakkaniyeti bilmeyenlerin akıbeti budur’ dedi. Vezir yüzünden mağdur olanlarının mallarını misliyle iade etti.

Nizamü’l-Mülk hikâyenin sonunda ‘Hükümdar her daim emrindeki memurlarını gözlemeli, haksızlıklarının, hatalarının farkına varıp müdahale etmelidir. Hatta gerektiği gibi cezalandırmalı ki cesaret edip hadlerini aşmasınlar’ demiştir.

Bende bir tarihçi olarak şunu söylemeliyim ki; Melikşah’ın emriyle yazılan bu değerli eseri vakit ayırıp mutlaka okuyun,  geçmişinizi aydınlatacağı gibi günümüzü de anlamanıza yardımcı olacaktır. Sağlıcakla kalın.

 

Ahmet Dağ

 

 

 

 

Kaynaklar: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Nizamü’l – Mülk ‘Siyasetname’, Büyük Selçuklu Tarihi A.Ö.F Yayınları      

Takvim
Hava Durumu